Şiir



İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de
Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetler de

Lafzı muhkem yalnız anlaşılan kuranın
Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın

Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.

Mehmet Akif ERSOY

 

categoria commentoYorum (2) data5/1/2008

Cami ve Kilise

Hazreti Fatih İstanbul'u fethettikten sonra, Avrupada fütuhata devam ediyordu. Bir seferinde Sırbistan hududuna gelmiş ve Sırbistan'ın fethi artık an meselesi idi. Sırp Kralı Brankoviç bir yanda Macaristan bir yanda da Türkler olduğu için arada zor durumda kalmıştı. Her iki büyük devletten birine sığınmak, ondan yardım istemek düşüncesiyle, her iki tarafa da elçiler gönderdi.
"Sırbistan elinize geçer ve burayı fethederseniz nasıl muamele edeceksiniz?" diye fikirlerini öğrenmek istedi.
Sırplılar ortodoks mezhebine mensup olduklarından, katolik Macar Kralı Hünyad tarafından şu cevabı aldı:
-Eğer Sırbistan bizim elimize geçer ve biz oraları istilâ edersek, bütün Sırplıları katolik edinceye kadar mücadele ederiz ve bütün kiliseleri yıkar, yerlerine katolik kilisesi inşa ederiz...

Fatih Sultan Mehmet Hazretlerine giden elçi şu cevapla dönmüştü:
-Biz Sırbistan'ı alırsak, İslâmiyetin Allah indinde tek din olduğunu ilân ederiz. Ve bu arada hiç kimseyi, kendi dininden dönmeye zorlamayız. İsteyen eski dininin icabı olan kiliseye gider, isteyen Allah indinde tek din olan İslâmiyeti seçer, dünya ve ahiret selâmetine kavuşur.

 

categoria commentoYorum (9) data26/2/2007

HİLFÜL'L-FUDUL'UN İYİLİĞİ

İslâm öncesi bir tarihte Arabistan'da Fadl isimli üç kişi bir araya gelerek, 'zalime karşı mazluma yardım etmek, aralarında adaletli hakim kılmak' üzere yeminli sözleşme yapmışlardı. Zamanla unutulan bu faydalı teşkilat, Peygamber s.a.v.'in gençliğinde toplumda görülen bazı haksızlıkları önlemek için, Kureş'in bazı ileri gelenleri tarafından bir vesileyle yeniden kurulmuştu. İlk kurucularının isimlerine uygun olarak da 'Fadılların -veya fazilet sahiplerinin- yemini' anlamında 'Hilfü'l-Fudûl' adını vermişlerdi. O zaman yirmi yaşlarında olan Rasul-i Ekrem s.a.v. de bunun bir üyesiydi.
Etkili bir sivil toplum örgütü olan Hilfü'l-Fudûl'ün amacı ise 'Mekke'de zulüm ve haksızlığa uğramış hiç kimse bırakmamak, mazlumun hakkı alınıncaya kadar zalime karşı mazlumla beraber olmak' şeklinde belirlenmişti.
Hilfü'l-Fudûl'ün faaliyet günlerinde, Has'am kabilesinden bir adam kızını da alarak Mekke'ye gelmişti. Kızı dikkat çekici güzellikteydi. Mekke eşrafından Nübeyh b. Haccac onu görünce, babasının elinden zorla çekip kaçırdı. Has'amlı şahıs:
- Bu adamı bulup yanıma getirecek kimse yok mu? diye bağırıyordu.
- Git de derdini Hilfü'l-Fudûl'a anlat, dediler. O da Kâbe çevresinde:
- Ey Hilfü'l-Fudûl mensupları! Yetişin imdadıma! diye feryat etti.
Örgüt üyeleri kılıçlarını sıyırıp, her yandan koşarak geldiler.
- İşte geldik, ne oldu sana? dediler.
- Nübeyh bana zulmetti, kızımı elimden zorla çekip götürdü, diye şikayetlendi.
Hilfü'l-Fudûl üyeleri hemen adamla birlikte Nübeyh'in evine gittiler, kapısına dayandılar. Nübeyh dışarı çıkınca ona çıkıştılar:
- Yazıklar olsun sana! Sen de bilirsin ki, biz haksızlıkları önlemek için sözleşme yapmışızdır. Çabuk çıkar kızı!
- Başüstüne. Fakat bu gece olsun kızdan faydalanmama izin verin...
- Olmaz! Vallahi bir an bile müsaade edemeyiz!
Çaresiz kalan Nübeyh, kızı çıkarıp teslim etti.

categoria commentoYorum (1) data26/2/2007

'ARKADAŞINI AL, BERABERCE CENNETE GİRİN'

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor:

'Resûlüllah (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk. Bir ara azı dişleri görülecek şekilde gülümsedi. Sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:
'Ümmetimden iki kişi Allâh'ın huzuruna gelirler. Birisi,
-Yâ Rab, benim bunda hakkım var; hakkımı bundan al, bana ver, der. Allah Teâlâ da ötekine,
-Hakkını ver, buyurur. Adam,
-Yâ Rab, bende sevap nâmına bir şey kalmadı, der. Cenâb-ı Hakk,
-Baksana, bu adamın sevabı kalmadı, ne dersin? buyurur. Adamcağız,
- O halde benim günahlarımdan alsın, der. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bunu anlatırken gözleri yaşardı ve, 'O gün büyük bir gündür. İnsan; günâhının alınmasını ister' dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ hak sahibine,
-Başını kaldır ve cennete bak, buyurur. Adamcağız,
- Yâ Rab, inci ile işlenmiş, gümüşten apartmanlar ve altından köşkler görüyorum. Bunlar hangi peygamber, hangi sıddîk veya hangi şehitler içindir? der. Allah Teâlâ,
-Bunlar, bana ücretini verenler içindir, buyurur. Adamcağız,
-Bunların hakkını kim ödeyebilir? der. Hz. Allah,
-Sen istersen bunlara sahip olabilirsin, buyurur. Adam,
-Nasıl olur, yâ Rab? deyince, Cenâb-ı Hakk,
-Hakkını bu adama bağışlamakla, buyurur. Adam,
-O halde ben bunu affettim, der. Allahü zû'l-Celâl hazretleri de,
-Arkadaşını al, beraberce cennete girin, buyurur.

Sonra Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz,
'Allah'tan korkun, Allah'tan korkun ve siz de kendi aranızı düzeltin. Bakınız, bizzat Hazret-i Allah mü'minlerin arasını buluyor' buyurmuşlardır.

categoria commentoYorum (yok) data26/2/2007

BUNLARDAN HANGİSİ ŞEHİTTİR?

Emîr Timur rahmetullahi aleyh, Halep Şehri'ni zaptederken, pekçok Müslüman kanı akmıştı. Savaştan sonra din adamlarını toplayarak sordu:

'Muhârebe esnasında sizden ve bizden epeyce adam öldü, dedi. Söyleyin bakalım bunlardan hangisi şehittir?

ve bir Allah (c.c) dostu ayağa kalkarak şöyle der::

'Sizden ve bizden olması bir şey değiştirmez; kim Allâh'ın ism-i Celîl'ini yüceltmek için mücâdele ve mukâbele etmişse, o şehittir.

categoria commentoYorum (yok) data26/2/2007

Alın Teri

İmam Kazım (a.s) kendi tarlasında çalışmakla meşguldü. Fazla faaliyet İmamdın bütün vücundan terler akıtmıştı bu arada Ali ibni Ebi Hamza-i Bata ini geldi imamın yanına, ve o manzarayı görünce:
-   Kurban olayım, niçin bu işi başkalarına bırak mıyorsun? diye sordu.
-   Niçin başkalarına bırakayım? Halbuki benden daha üstün kişiler bile, daima bu gibi işlerle meşgul olmuşlardır.
-  Allah'ın elçisi, Emirülmü'minin ve bütün ecdadım. Esasen tarlada çalışmak ve ziraatla meşgul olmak Peygamberlerin, peygamber vasilerinin ve Allah'ın seçkin kullarının başta gelen, en önemli adetlerinden biridir.
 
 
 Bihar ul-Envar

categoria commentoYorum (yok) data26/2/2007

Bir Hikmeti Vardır...

Adamın biri bir pislik böceği görür
" Bu yaradılışı çirkin pis kokulu bir yaratıktır.Allah bunu niçin yaratmışki ? " der.

Aradan zaman geçer, adamın yüzünde bir çıban çıkar. Nereye başvurduysa derdine bir derman bulamaz.  Çııban yara haline gelir. Bir gün sokakta dolaşırken, yüzündeki yara bir yolcunun dikkatini çeker. ayak üstü sohbetten sonra yolcu kendine yardım edebileceğini, bu tip çıbanların oluşturduğu yaraların tedavisini bildiğini söyler. Adam her ne kadar inanmadıysa Allah'tan umut kesilmez diyerek kabul eder.

Yolcu bir pislik böceğinin getirilmesini ister.Orada bulunanlar bu isteğe gülerler. Fakat hasta olan adam, o böcek hakkında söylediği sözleri o an hatırlar ve derki ;
- Adamın isteğini yerine getirin, ne diyorsa yapın.
Yolcu getirilen böceği yakar ve külünüyaranın üzerine serper ve yara Allah'ın hikmetiyle iyileşir. Bunun üzerine hasta olan adam etrafına der ki ;
- Unutmayın ! Allah'u Teala'nın yarattıklarının, yaratılışında bir hikmet vardır, bir derde deva vardır. Velev ki pislik böceği olsa dahi.

categoria commentoYorum (yok) data26/2/2007

Yankı

 

Bir baba ile 8–9 yaşındaki oğlu dağlarda yürüyüşe çıkmışlardı. Çocuğun ayağı birden kaydı ve düştü. İncinen ayağının sıkıntısıyla haykırdı:

  “Aaaahhhhhhhhh!”

  Sesi karşı dağlardan yankılanıp aynen geri döndü:

  “Aaaahhhhhhhhh!”

  Daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamış olan çocuk çok şaşırdı ve merakla bağırdı:

  “Kimsin sen?!”

  Cevap gelmekte gecikmedi:

  “Kimsin sen?!”

  Çocuk bu cevaba öfkelendi:

  “Korkak!”

  Bunun üzerine babasına dönüp sordu:

  “Neler oluyor baba, anlamıyorum?”

  Babası gülümsedi ve “Dikkat et oğlum” dedi. Sonrada karşı dağa doğru bağırdı:

  “Her şey çok güze!”

  Dağdan gelen ses cevapladı:

  “Her şey çok güze!”

  “Seni seviyorum!”

  “Seni seviyorum!”

 Çocuk hala hayrat içindeydi, ama yinede anlayamamıştı. Daha sonra babası açıkladı:

  “İnsanlar buna ’yankı’ derler, ama o aslında hayatın ta kendisidir. Söylediğin ya da yaptığın şeyi aynen sana iade eder. Hayatımız, yapıp-ettiklerimizin bir yansımasından başka bir şey değildir. Dünyanın daha sevgi ve adalet dolu olmasını istiyorsan, kendi kalbini sevgi ve adaletle doldurmalısın. Başkasının şefkatli olmasını istiyorsan, senin şefkatli olman gerekir. Bunu her şeye uygulaya bilirsin: hayat ona ne verdiyse, onu sana aynen iade eder.” 

 

 

categoria commentoYorum (1) data20/2/2007

Bırak!Korkma Gitmez

   

Küçük çocuk bir gün çok değerli bir vazoyla oynuyordu. Elini vazonun içine soktu, ama çıkaramadı. Annesi her şeyi denediyse de, çocuğun elini vazodan çıkaramadı. Sonunda vazoyu kırmaya karar verdi. Anne son çare olarak oğluna şöyle dedi:”Oğlum elini aç ve parmaklarını ileri doğru uzat. Bak böyle. Sonra da elini çek.”

   Fakat çocuk atıldı:”Olur mu hiç anneciğim? Elimi öyle açarsan tuttuğum paramı düşürürüm!” 

    Çocuğumuz aslında o çocuğa benzemiyor mu? Dünyanın gelip geçici mallarını elimizde sımsıkı tutmaya çalışırken, hürriyetimizi, yani öteki dünyanın sonsuzluğunu feda ediyoruz. Çocuğun bırakacağı parayı vazonun muhafaza edeceğini unutması gibi, biz de öteki dünyanın bu dünyayı da kuşattığını ya unutuyoruz, ya da unutmuş gibi yapıyoruz.

categoria commentoYorum (7) data12/2/2007

Allah Her An ve Heryerde Benimle

     Allah dostlarından Sehl b. Abdullah et-Tüsteri kendi çocukluğunu şöyle anlatıyor:

     Ben daha üç yaşındayken geceleri kalkar, dayım Muhammed b. Suvar'ın gece kılınışını seyrederdim.

Dayım bir gün bana:"Allah'ın her yerde, her zaman seninle olduğunu biliyormusun, dedi ve şu tavsiyede bulundu; Gece yatağa girdiğim zaman uyumadan önce dilimi hareket ettirmeden, içimden üç kere”Allah benimledir”,”Allah beni görüyor”,”Allah benim yaptığımı biliyor”diye geçirmemi söyledi.

     Ben de bunu samimiyetle yapmaya koyuldum. Bir kaç kere yaptıktan sonra, devam ettiğimi kendisine söyledim. Bu defa aynı cümleleri yedi kere söylememi tavsiye etti. Ben de yedi kere söyledim. Daha sonrada bu sayıyı yirmibire çıkarttı. Bu sözlerin sıcaklığını kalbimde hissetmeye başladım. Öyle ki bu sözleri düşüneceğim vakitleri iple çeker hale geldim. Geceleri yatmadan önce Allah’ın benimle olduğunu düşünmek beni çok mutlu ediyordu. Gündüzleri de Allah’ın devamlı yanında olduğu her hareketimi gördüğü bilinci içime işlemişti. Davranışlarım da ona göre değişmeye başlamıştı.

  Bir yıl sonra dayımı gördüm bana, “Oğlum sana öğrettiklerimi ölünceye kadar devam et, çünkü bunlar dünya ve ahiret te sana çok faydalı olur”dedi. Ben de yıllarca devam ettim. Bundan sonra bütün ömrüm boyunca Allah yolunda çalıştım. Allah’ın yardımları üzerimden hiç eksik olmadı.

 

categoria commentoYorum (2) data10/2/2007